‘Hakan Fidan, Şentop, Selvi kapımdan ayrılmazdı; İki yüzlü olduklarını nereden bilebilirdim’

Bu iş adamlarından biri de Ankara’da günlük 400-500 kişiye Közzde Mangal Lokantası’nda hizmet veren ve bir zamanlar TBMM Meclis Başkanı Mustafa Şentop, MİT Başkanı Hakan Fidan, Adalet Bakanı Abdülhamit Gül, Gazeteciler Abdülkadir Selvi, Deniz Zeyrek ve Mehmet Acet’in kapıda sıra bekleyerek yemek yedikleri Közzde Mangal Sahibi Nurettin Polat.

10 farklı ülke dolaştıktan sonra Hollanda’ya iltica eden Nurettin Polat yaşadıklarını TR724’ten Basri Doğan’a anlattı.

ÜST DÜZEY BÜROKRAT VE GAZETECİLERİN UĞRAK MEKANI

“İsmim Nurettin Polat 1966’da Adıyaman Gölbaşı Karakuyu köyüne doğdum. Orada çiftçilikle uğraştım. Daha sonra askere gittim. Askerlik dönüşünde yani 1988 yılında Suudi Arabistan’a gittim. 2 yıl orada hem inşaat hem de restoran işi ile uğraştım. Aslında Hizmet Hareketi ile tanışmamda burada oldu. O dönem aktif bir pozisyonda değildim. 1990 yılında Türkiye’ye döndüm. Ankara’da iş hayatına devam ettim. Burada 3 yıl kadar otelcilik ile uğraştım. Ondan sonra yaklaşık bir buçuk yıl kadar Ankara Esenboğa havalimanında çalıştım. Oradan kendi isteğim ile ve yolsuzlukları gördüğümden dolayı oradan ayrılınca da tekrar otelciliğe döndüm. 1996-2005 yılları arasında otelcilik mesleğini icra ettim. Bu sürede artık hizmette bir esnaf olarak yer alıyordum. 2009 yılında ise yemek sektörüne yani restoran işine atıldım. Yemek işinde kendimize has atılımlar yaptım. Ankara Balgat’ta Közzde Mangal restoranında kilo köfte satma alanında öncü oldum. Bu daha çok üst düzey bürokratların da uğradığı bir yemek restoranıydı. Aralarında TBMM Meclis Başkanı Mustafa Şentop, Adalet Bakanı Abdülhamit Gül, Gazeteciler Abdülkadir Selvi, Deniz Zeyrek, Mehmet Acet ve Basın Enformasyon Müdürlerinin uğrak ve buluşma yerleri idi.”

 

MECLİS BAŞKANI ŞENTOP: ‘NURETTİN ABİ OTURACAK YER YOK MU’

“İşler çok yoğun ve çok güzel paralar kazanıyorduk. Dönem dönem, öyle şeyler yaşadık ki Yarabbi nolur müşteri gelmesin diye elimizi açıp dua ederdik. İşlerimizin yanı sıra Hizmet Hareketinde de aktifiz. Hiçbir zaman ne işimizi ne de hizmetimizi aksatmadık. Birinci meselemiz hizmetimiz idi. Dönem dönem hizmetimiz içerisinde çok güzel anılarımız oldu. Rabbime şükürler ediyorum. Bu güzel hizmet içerisinde bulunduğum için. Ankara’daki Restoranımıza çok önemli ve siyaset camiasından ve basın dünyasından insanlar geliyordu. Mesela şu anda ki Meclis Başkanı Mustafa Şentop, kendisi o zaman Anayasa Komisyonunda idi. Bizim restoranın kasanın orada beklerdi. ‘Nurettin abi oturacak bir yer yok mu’ derdi. Yani yer beklerdi. Kimler gelmedi ki restoranımıza. 2014 tarihi idi. Adalet Bakanı Abdulhamit Gül ve Şeref Malkoç kahvaltı yapmak için işyerimize geldiler. Bizim kasanın yanındaki masada Zaman ve Bugün gazeteleri dururdu. Kendilerine selam verdim. Hoş geldiniz dedim. Sonra kızgın bir şekilde Adalet Bakanı Abdulhamit Gül, hükümetimize saldıran bu gazeteleri neden alıyorsunuz. Bu gazeteler dışında başka gazeteler mi yok dedi. Var fakat bunlardan iyisini bulamadım dedim. Neden bulmadın nasıl yok dedi. Havuzun gazetelerini bana saymaya başladı. Bende Abdulhamit Gül’e kusura kalma bende onları gazete olarak saymıyorum dedim. Sonra Adalet Bakanı Andulhamit Gül ve Şeref Malkoç kahvaltıyı yarıda bırakarak gittiler.”

‘HİZMET BİZE İNSANLARDAN BİR İNSAN OLMAYI ÖĞRETTİ’

“Abdulkadir Selvi ‘abi ne kadar güzel hizmet içerisindesiniz. Keşke bizim de zamanımız olsa sizin gibi hizmet etsek’ derdi. Gazeteci Mehmet Acet sürekli müşterimiz idi. Kendisi de talebelere bizim de katkımız olsun. Onlara nasıl yardımcı olabilirim derdi. Fakat sonradan anlıyoruz ki bunlar iki yüzlüler imiş. İki yüzlü olduklarını nereden bilebilirdim. Elhamdülillah hiçbir zaman siyasi bir oluşumun hiçbir zaman içinde yer almadım. Hayatımın yarısı hizmet içerisinde geçti. Aslında hizmet Allah’ın bir davasıdır. Bizim birinci vazifemiz hizmet idi. Ondan sonrası dünyalık meseleler idi. Hizmet bize insan gibi yaşamayı, insanlardan bir insan olmayı öğretti.” 

ERDOĞAN’IN HAŞHAŞI SÖZLERİNE SUÇ DUYURUSU

“Erdoğan, siz Haşhaşınız, siz sülüksünüz ve vampir diye bir açıklama yaptı idi. Bu söylem bir Hizmet Hareketine mensup bir insan olarak çok ağırımıza gitti. Haşhaşı çok ağır bir kelimedir. Aralarında benim gibi iş adamları ile 8 kişi Ankara Adliyesine gittik. Erdoğan’ın bu sözlerinden dolayı savcılığa suç duyurusunda bulunduk. Adliye önünde bir basın açıklaması ile bunu kamuoyuna duyurduk. Aradan bir süre geçtikten sonra ben bir yerde idim. Eşim aradı. Eve polisler geldi ne yapalım dedi. Bende polislere buyurun ne istiyorsunuz dedim. Sen Başbakan Erdoğan’a dava açan iş adamlarından bir tanesi de sizsiniz dedi. Neden dava açtınız, amacınız bedir gibi değişik sorular sordular. Bunun haricinde sivil polislerde evimize geldiler. Bu arada benim süreç biraz daha hızlı başladı. Bu arada tarih 2013 idi. Bu arada 2014 ve 2015 derken bizim siyasiler ile dolayısıyla da AKP cenahı ile ipler kopma noktasına gelmişti. Bu arada ben işyerlerimin resmiyetini ortaklarıma devrederek ülkeden çıkma kararı aldım.” 

‘DAHA ERKEN YURTDIŞINA ÇIKSAK İDİK’

“Biz bu süreci tam anlamı ile anlayamadık. Bizim tahminlerimizin ötesinde idi. Önümüzü göremedik. Yani bu siyasilerin özelde bu insanın bu kadar zalim olacağını tahmin edemedik. Biz aslında şöyle düşünüyorduk. Resmiyeti bırakır. 3-5 ay dışarda kalır geri geliriz diye düşünüyorduk. Tekrar işimizin başına döneriz diyorduk. Aslında yıllar önce Hoca Efendi yıllar önce ‘bir milyon insan Türkiye dışına çıksa’ nolur demişti. Şimdi geriye dönüp bakıyorum. Eyvah diyorum keşke daha erken çıksak idik. Çünkü daha erken dünyanın farklı yerlerine daha iyi adapte olurduk.”  

‘BU SÜREÇTEN ÖNCE HERKES BİZE DOST İDİ, SONRASINDA HERKES BİZDEN KAÇMAYA BAŞLADI’

“Tarihler 27 Haziran 2015 yılını gösterdiğinde ülkeden ayrıldım. İlk önce Güney Afrika’ya Mozambik’e gittim. Bu arada polisler eve gelerek arama yapıyorlar. Evde Hoca Efendi’nin kitapları Sonsuz Nur Peygamber Efendimizi (S.A.V) anlatan kitaplar vardı. Bu süreç başlamadan önce herkes bizim dostumuz idi. Fakat ne acıdır ki en yakının bile senden kaçmaya çalışıyor. Burada şu anlaşılıyor ki Hizmet Hareketi mensupları olarak bizler doğru yoldayız. Aslında hizmetimizin kıymetini bilmemiz lazım. Hizmetin bize ihtiyacı yok. Bizim hizmete ihtiyacımız var. Bu açıdan yurt dışına çıktığımızda kendi hayatımızı küçük bir çantaya sığdırmak zorundayız. Her gittiğimiz bir yerde karanlık var ise bir yerde aydınlatmak için bir mum yakmak zorundayız. Çünkü hizmet bunları bize öğretti. Başkalarının hayatını kurtarmak için gerekiyor ise canımız vermek zorundayız. Kurtulmak için kurtarmamız lazım. Biz bu dünyada misafiriz.  Orada bir süre kaldıktan sonra Gürcistan’a geçtim. Sözde kurgu darbe sonrası hemen çocukları Gürcistan’a aldırdım. Darbe sonrası ortağım benim hakkımda Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunduğunu öğrendim. Diğer ortaklarımda korkularından seslerini çıkaramadılar. Böylelikle işyerimize çöktüler.”

‘ONLARCA DEVLETİ AŞARAK KALICI MEMLEKETİM HOLLANDA’YA GELDİM’ 

“Gürcistan’da 5 yıl esnaflık yapmaya devam ettim. 2021 yılında haziran ayın 28.’inde Ermenistan’a iş için gittim. Ancak dönüştü Gürcistan almadı. Orada kaldım. Sonrasında Ukrayna’ya geldim. Sonrasında Sırbistan’a geçtim. Sırbistan’dan Macar’a bir kamyon arkasında geçer iken, x-ray cihazına takıldım. Sonra Macar polisi ifade almak üzere karakola götürdü. Bizi mülteci kampına götürdüler. Kamp ortamı çok uygun olmayan bir yerdi. Polis çantanı al şuradan çık içeri git dedi. Bende çantamı alıp oradan uzaklaştım. Arkadaşlar ile Sırp gümrüğüne girmeden tarladan yürüyerek sınırı geçtik. Taksiye binerek Sırbistan’ın başkentine gittik. Sonrasında otobüs ile Makedonya’ya geldik. Sonra Yunanistan, Selanik ve Atina üzerinden Belçika ve akabinde kalıcı memleketim olan Hollanda’ya onlarca devleti aşarak gelmiş oldum.” 

PEDERİN DEDİĞİ ÖNEMLİ DEĞİL, KADERİN DEDİĞİ ÖNEMLİ

“Hikâyeye bakıyorsunuz, geriye doğru sayfaları karıştırıyorsunuz ki kader planında senin yapman gereken bir şey yok ki, pederin dediği önemli değil ki, kaderin dediği önemli. Bize düşen nedir diye soracak olursanız, hayatı kendimize zehir etmenin bir anlamı yoktur. Başımıza bu tür şeyler gelebilir.  Geldi ise Allah’ım sana binlerce şükürler olsun, diyeceğiz. Hamt edeceğiz. Gittiğimiz her yerde bir karanlık var ise bir mum yakacağız. Gittiğimiz her ülkede hizmetin bize öğrettiği doğruluk ve dürüstlüğü göstereceğiz. Onlar ise bu Türkler çok farklı. Gülenistler farklıdır dedirtmeliyiz. Biz o farklılığımızı korumamız lazım. Daha doğrusu üzerimizdeki elbiseyi kirletmeden, Rabbim bizi buraya gönderdi ise vardır bir sebebi demeliyiz. Bizde bu sebepler dairesinde kendimize düşeni yapmak zorundayız.” 

ARTIK BİZLER YENİ HOLLANDALIYIZ 

“Kampımızda çok farklı milletlerden insanlar var. Gerçekten belediye güzel bir yere kampı tahsis etmiş. Bizler burada misafiriz. Bizim tabağımıza ne koydular ise onu yiyeceğiz. Umduğumuzu değil, bulduğumuzu yiyeceğiz. Burada kampta değişik insanlar. Kampta hizmetimizden çok sayıda arkadaşlarımızda var. Gayet uyumlu bir şekilde sürecimizin tamamlanmasını bekliyoruz. Elhamdülillah bir sıkıntımız yok. Ailemizi ve çocuklarımızı alır isek, bizler artık buralıyız. Hollandalıyız. Yani burada devlete sırtımızı dayayalım diye bir düşüncemiz bulunmuyor. Daha doğrusu kendi ayaklarımızın üzerinde nasıl durabiliriz, buradaki insanlara nasıl biz faydalı olabiliriz. Ben şöyle dua ediyorum. Dünyalık adına Rabbim 5 kuruş nasip edecek ise, beş kuruşunda üç kuruşu bizim dünyalık ihtiyacımız ise, iki kuruşu da artıyor ise, bunu da hizmet uğruna harcamayı nasip olacak ise rabbim versin. Burada ticaret yapmayı düşünüyorum. Eğer hizmet uğruna harcamak nasip olmayacak ise Rabbim vermesin. Hamallık etmenin bir anlamı yok ki.”

FARKLI MİLLETLERDEN OLUŞAN BİR KAMPTAYIZ

“Ben bazen kendi kendime şunları diyorum. Bu insanlar Kelime-i Şahadet getirseler, vallahi cennette bize yer kalmaz. Şu anda yol mülakatını yaptık. Oturum bekliyoruz. İnşa Allah kısa zamanda bunlarda hallolur. Almere kampımızda multikültürel bir kamp. Bir tarafta Afganistanlılar kalıyor. Yan tarafımızda Pakistanlılar kalıyor. İki Türkiye kökenli varız. Ortak mutfak kullanıyoruz. Kamp hayatı aslında hizmet insanı için ideal bir yerdir. Bu ortamı aslında dolu dolu yaşamak lazım.”

ŞARTLAR DÜĞZELSE HOLLANDA’DAN TÜRKİYE’YE DÖNMEYİ DÜŞÜNMÜYORUM

“Şu anda kader bizi Hollanda’ya gönderdi. Biz artık Hollandalıyız. Daha doğrusu dünya vatandaşıyız. Memleketimiz adına üzülüyoruz. Keşke böyle olmasa. Allah’a kampımdaki odam da her gün dua ediyorum. Yarabbi memleket bizimdir. Fakat memlekete dönmek değil, Hollanda’daki insanlar ile kendi hayatlarımızı birleştirmek şekli ile bunlar ile daha güzel işler nasıl yapabiliriz ona bakmamız lazım. Bura da ki hizmetlerimizin daha nasıl bir güzel hale getirebiliriz, bizler onlara bakmamız lazım. Şartlar düzelse bile Türkiye’ye dönmeyi düşünmüyorum.”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.